Türkisch

Fight G20 – Karşı güç oluştur!

Güvencesizliğin ve sefaletin giderek arttığı bir süreçte yaşıyoruz. Kapitalizmde prodüktivite ve zenginlik sürekli arttığı halde kaybedenlerin sayısı da yükseliyor. Son krizden Almanya‘nın kazançlı ve güçlü çıktığı bir gerçek, fakat aynı durum nüfusun çoğunluğu için geçerli değil. Günbegün daha çok insan ucuz ve süreli işlere zorlanırken aynı insanlardan daha yüksek kira ödemeleri bekleniyor. Geleceğimize baktığımızda hiç de aydınlık görünmüyor. Krizden kârlı çıkanlar için durum çok farklı: Alman kapitali. Alman kapitali kriz yükünü komşu ülkelerin omuzlarına yükleyerek daha da güçlendi. Bunun en net örneği Yunanistan’da görülüyor. Yunanistan kapitali durmadan Almanya’ya akarken halkın yaşam koşulları dramatik biçimde kötüleşti.

 

Ekonomik düzen erki olan kapitalizm dünyadaki ulusal ekonomileri ve kapitalist sınıfları birbirleri ile sıkıca ördü. Bir taraftan rekabet halindeler ama aynı zamanda birbirlerine muhtaçlar. Küreselleşme diye nitelenen olgu yeryüzünde her şeyi birbirine bağlar hale getirdi; dünyanın bir tarafında alınan bir karar dünyanın öbür ucunu da etkiler oldu. Emperyalist güçler ve şirketler dünyanın her köşesine girmeyi başardılar. Bu nedenle yeni pazarlar bulmakta ve yaratmakta, dolayısıyla rant marjını yükseltmekte zorlanır durumdalar. Rekabetin güçlenmesi sonucu kapitalizm kaynaklı krizler yoğunlaşmaya ve sıklaşmaya başladı; pazar payı mücadelesi daha acımasız, daha agresif hale geldi. Büyük kapital güçler küçükleri yutmaya, dünya piyasasında konsantrasyonlaşma başladı. Ülkeler, borçlar ve yatırım yüklerinin altından kalkamaz hale geldi, kurtuluşu olmayan bir bağımlılığın girdabına atıldılar, emperyalistlerin dayatmalarına boyun eğmek zorunda kaldılar. Emperyalist aşamasına giren kapitalizm demokrasi maskesini giderek sıyırmaya, dünya çapında otoriter çehresini göstermeye başladı. Bunun örnekleri Türkiye’de Erdoğan ve ABD’de Trump ile kendini gösterdi. Tüm bu koşullar kapitalist devletler ve kuruluşlar arasında ortak karar almanın öneminin altını çizdi; bu nedenle G20 gibi bir kurumsallaşma yoluna başvurdular.

 

 

Who the fuck is G20?

G20, „endüstri ve gelişmekte olan“ en güçlü 19 ülke yöneticilerinden ve Avrupa birliğinden oluşan, 1999 yılından beri düzenli olarak bir araya gelen gruba verilen addır. Toplantıya ayrıca Dünya Bankası, IMF ve EZB (Avrupa Merkez Bankası) gibi uluslararası finans kuruluşları temsilcileri de katılırlar. Görevleri ve amaçları üyelerin dünya piyasasındaki pozisyonunu güvence altına almak, kapitalist üyelerinin çıkarlarını korumak ve hammadde rezervlerine, ticari ulaşım yollarına ve pazarlara kolay ulaşımı sağlamaktır. Kapitalizmde, çıkarlarını dayatan her zaman güçlü olandır. Bu nedenle G20 gibi kurumlarda her zaman en güçlü üyelerin talepleri ön plana çıkar. G20 üyeleri Avrupa Topluluğu, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya, Almanya, Fransa, Brezilya, İngiltere Birleşik Krallığı, İtalya, Rusya, Kanada, Hindistan, Avustralya, Meksika, Güney Kore, Endonezya, Türkiye, Suudi Arabistan, Arjantin ve Güney Afrika’dırlar.

 

Açlık ve yiyecek, yaşam ve ölüm dolu bir dünya

G20 üyeleri arasındaki daha çok erk ve daha çok rant mücadelesi son yıllarda iyice zalimleşti. Örneğin bu nedenle farklı güçler Ukrayna, Libya ve Suriye’de temsili savaşlarını sürdürmekte, savaşlar geride halkların ölümü ve sefaletten başka bir şey bırakmamaktadır. Bu gidişat yeni bir gidişat değil, oldum olası hammadde ve pazarlar için anakaralar bağımlı kılınmaktadır. G20 üyelerinin bazıları yüzyıllardan beri Afrika, Asya ve Güney Amerika’yı talan edip sömüren ve geri bıraktıran bir sistemin sorumlusudurlar. Yeni olan Çekirdek Avrupa’da bunu yeniden hissetmeye başlamamızdır. Evet, başımıza bombalar düşmüyor, ama bombadan ve ölümden kaçan insanlar durmadan buraya akın ediyor. Mülteci akınının nedeni savaşlar, savaşların ve sefaletin somut sorumlusu G20 ülkeleridir. Yarattıkları sınır rejimleri nedeniyle her yıl binlerce insan ölüme mahkum edilmektedir. Bütün engelleri aşıp Avrupa’ya gelebilen mülteciler çoklukla çadırlarda veya konteynırlarda kalmak zorunda bırakılmakta, sağcı popülist gruplar tarafından günah keçisi yapılmakta, Avrupa çapında mültecilere yönelik saldırılar artmaktadır. G20 tarafından yaratılan dünyada insanlar korku içinde yaşamakta, birbirlerine karşı kullanılmakta ve sonuçta rekabetin her şeyi düzenleyeceği söylenmektedir. Sırf rant sağlayabilmek için yiyeceklerimiz zehirlenmekte, doğamız tahrip edilmekte, dolayısıyla yaşam koşullarımız tahrip edilmektedir. Kendi çabalarımızla açlık ve sefaletin üstesinden gelmemiz engellenmektedir. Dünyanın bütün bölgelerinde ölüm saçmakta, bütün savaşlarda kazanç sağlamaktadırlar, çünkü insan yaşamı onların umurunda bile değildir, ranttan başka bir şey tanımazlar.

Tüm bu olumsuzlukların üstesinden gelmenin tek yolu, yepyeni demokratik bir sistemdir. Toplumsal refahı, zenginliği ve rantı yaratan bizler olduğumuza göre, bu zenginlik ve rantın nereye harcanacağına ve toplumun tüm alanlarında neler yapılması gerektiğine de bizim karar vermemizin zamanı çoktan geldi: insanların beslenmesinden yaşlıların ve hastaların bakımına, çevre ve doğayı gelecek nesillere bırakacak şekilde korumaya kadar tüm alanlar artık bizim sorumluluğumuz ve görevimizdir.

 

Mücadeleleri birleştir – Karşı güç oluştur

Kendilerini korumak için efendi elitler Hamburg’u sıkıyönetim şehrine çevirecekler. On binlerce polis, tel örgüler, savaş jetleri, tehlikeli bölgeler ve benzeri önlemlerle zirve toplantılarını rahatsız edilmeden gerçekleştirmeye çalışacaklar. Zirve toplantısı süresince tüm dünyanın gözü Hamburg üzerinde olacak, bütün dünya medyası toplantıyı haber edecektir. Bu sisteme olan hıncımızı ve öfkemizi on binlerle el ele aynı şekilde biz de sahneleyeceğiz. Ne yasalar ne de herhangi bir sosyal demokrat protestomuzu nasıl ve nerede dile getireceğimize karar veremez. Farklı protesto biçimleri zorunlu ve haklıdır, eylem biçimine kendimiz karar veririz. G20 zirvesine karşı mücadelemiz bir Happening olarak kalmamalı, Almanya ve mümkün olduğunca uluslararası düzeyde birlikte çalışma ve iletişim kurmak için bir vesile olmalı, hareketimizi zirve sonrasında da ileriye taşımalıyız. Bu fırsatı değerlendirelim, aramızda iletişim kuralım, eylemleri birlikte hazırlayıp, gelecekteki mücadele için yapılanalım. Tekerleği yeniden icat etmemize gerek yok. Tarihten ve aktüel mücadelelerden çıkardığımız yeteri kadar ders var. Bizler ne izole olan insanlarız ne de ayakları yere basmayan ister Hamburg kreşlerinde grevde, ister Rojava’da silahlı mücadelede olsun, karşı duran herkesle omuz omuza mücadele veriyoruz. Gücümüzü birleştirelim, mücadelelerimizi birbirine bağlayalım, yeni perspektifler oluşturalım. Bu bağlamda mücadelemiz her yerdedir. Kapitalist düşünce ve üretim biçimi yaşamın her alanına girmiş bulunuyor. Sistemin insanların gereksinimlerine yanıt vermediği, yalnız ve ancak rant sağlamaya hizmet ettiği her yerde açıkça görülüyor. Organize olursak ve kesintisiz bir biçimde yeni bir perspektif için çalışırsak ancak o zaman burjuva devlete karşı koyabiliriz. Ölüm döşeğinde can çekişen kapitalizmi ne pahasına olursa olsun yaşatmaya niyetimiz yok, fişini çekmek istiyoruz.

Advertisements